Kedim öldü, canım güzel kızım CoCo ‘m…

Güzeller güzeli canım kızım CoCo ‘mu kaybettim, henüz kendime gelememekle beraber bu satırları yazacak gücü toplamak istedim. Bu gerçekliğin verdiği acı yüzünden beynimin acı tatlı hatıralarımı silmesine müsade etmemek için yazıyorum…

Kısaca CoCo çalıştığım bir firmanın bahçesinde yaşayan bir kedinin yavrusuydu. Pek ilgi görmüyor, annesi de ona pek iyi bakamıyordu. Kara kuru çelimsiz ama dünyalar tatlısı bir yavrucuktu. Bir kaç kez karşılaştık, sevdim, elime aldığımda kafasını uzatarak parmaklarımın üstüne koyar etrafa bakardı. Hiç sesi çıkmaz, uslu uslu dururdu. Derken bayram geldi, 4-5 gün istanbul susacaktı. Hazır boştayken alayım dedim yavruyu. Yalnız annesinden ayırmaya vicdanım el vermiyordu. Annesinin yanında elimi aldım onu, baktım annesinin umrumda değil, baktım gözlerine emin misin diye sordum annesine, umursamadı. Peki o zaman deyip aldım yavrucağı, artık beraber yaşayalım.

Yeni yuvasına getirmeden önce hemen veterinere götürdüm, bir kontrol ettirdik (sözde, detayları birazdan anlayacaksınız), mamalarını ihtiyaçlarını aldık, yeni yuvasına geldik. Hiç unutmuyorum 5 küçük avuç mama verdim, hepsini yedi bitirdi, çok açtı. Bu sırada bende mutlu mu mutsuz mu endişeleyim. Derken bir anda mırlamaya başladı birtanem, içimi rahatlattı…

Henüz 2 aylıktı, adını ne koyalım diye düşünürken, ertesi sabah izlediğimiz CoCo Channel ‘in filminden etkilenerek adını CoCo koyduk, çok da yakıştı. Beni ve kızarkadaşım Feruza ‘yı çok seviyor, sürekli mırlıyordu CoCo. Sürekli derken anlatmak istediğim; SÜREKLİ, yemek yerken, oynarken, uyurken, yürürken, yanımızda otururken. Ne kadar mutlu olduğunu her zaman hissettiriyordu. Biz de bir o kadar mutluyduk onunla. Onu hep sever, koklar, oynardık. Bugüne kadar başka hayvanlar beslemiş bakmış olsam da, CoCo benim sokaktan sahiplendiğim, tamemen kendi sorumluluğuma, kendi insiyatifimde aldığım ilk canlıydı.

CoCo çok uslu, çok sevecen, çok akıllı bir kediydi. Herşeyi bir kerede öğrenir, asla rahatsız etmez, güzel gözleriyle bakarak sizi seviyorum derdi her zaman. Canım kızımın bakışını görmeden bilemezsiniz…

CoCo ‘nun nefes sorunu vardı, kemiklerinde bir gariplik vardı. Bunu fark ediyorduk ancak veterinerlerimiz ne olduğunu henüz tespit edememişti, büyüyünce geçebileceğini, bir sorunu varsa da bununla yaşayabiliyorsa müdahele edilmemesinin tercih edileceğini söylüyorlardı. CoCo ‘ya ev yaptık, oyuncaklar aldık, mamalar, vitaminler, hiç bir şeyini eksik bırakmadık güzel kızımın.

Aşılarına başladık CoCo ‘nun, karma ve lösemi aşılarını oldu. CoCo yaklaşık 4 aylık olmuştu. Biraz durgunlaşmıştı, eskisi gibi oynamıyordu ana yine oynuyor, mırlıyor, sevgisini hiç eksik etmiyordu. Büyüdükçe huyunun değiştiğini düşündük. Coco bize ilk geldiğinden neredeyse 2 kat yapıya ulaşmıştı ama yine çok ince olduğunu, yeterince büyümediğini söylüyordu ‘anlayanlar’. Ben hayatımda bir yavru kedinin gelişimini bu kadar yakından takip etmedim, bu kadar içli dışlı olmadım, veterinerlerin ve ‘anlayanlar’ın sözlerine inanmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu.

CoCo yu cuma günü lösemi aşısı için veterinere götürmüştük, banyo yapıp yapamayacağını sorduk, yapabilir dedi. Yerde sık halı kullanmadığımız için tozlu olabiliyor, CoCo’nun da zaten nefes problemi var diye hafifçe yıkayalım, temizlensin iyi olsun istedik güzel kızımız. Küveti ılık su ile doldurduk, güzel CoCo ‘mu aldım yavaşça suya koyduk. Her kedi gibi elbette o da miyavladı, istemem suyu dedi. Onun iyiliği için hadi kızım hadi diyerek, boynundan yukarısına su gelmeyecek şekilde, onu hafifçe tutarak, seri ama yumuşak bir şekilde elimizle temizledik, azıcık özel kedi şampuanı koyduk, duruladık. CoCo’muz 1-2 kere kaçmaya çalıştı, tutup devam ettik. Biz de en az onun kadar, bu işin çabuk bitmesini onun mutsuz olmasını istemiyorduk. 3-4 dakka ya sürdü ya sürmedi herşey… Sona doğru Feruza’nın parmağını ısırdı CoCo ki bunu asla yapacak bir kedi değildi, suda ise bu kadar ağladığını ilk defa duymuş çok üzülmüştüm. CoCo çok asil, asla şımarıklık yapmayan bir kediydi. CoCo’yu küvetten alıp yerde halının üzerinde hazır ettiğimiz havluya koydu Feruza, yavaşça durularken CoCo ‘nun ağzını esner gibi peşpeşe genişçe açıp kapadığını gördüm. Feruza ‘ya söyledim, çok miyavladığı için olduğunu söyledi. Anlayamadım, bakmaya devam ettim, yavrum havluyu ısırdı bu açıp kapamalarda bir iki kere, garipsedim, sanki kontrollü değil gibiydi. CoCo ‘yu daha rahat kurulama ve rahatlatmak için alıp koltuğa geçiriyorduk, ben de şampuanı kapatıp yerine koyacaktım ki Feruza, Doruk diye bağırdı, birşey oldu galiba öldü dedi, koşarak CoCo ‘nun yanına geldiğimde hareket etmediğini gördüm, bağırarak telefonuma koştum veterineri aradım, bu sırada CoCo’ya kalp masajı yapmaya çalışıyordum. Veteriner burnundan suni solunum dedi, hemen yaptım. Tepki alamayınca veterinerimiz açık olan bir veterinere hemen götürmemizi, geri döndürme ihtimali olduğunu söyledi.

Pazar günüydü, en yakın açık etilerdeki Boğaziçi Veteriner Kliniği olduğunu söyledi, hemen çıktık gittik. Takise bir yandan CoCo’yu canlandırmaya çalışıyoruz. Kliniğe geldik hemen hekimlere teslim ettik, ameliyathaneye aldılar. Bu sürede beklerken ne yapacağımı bilemedim, herşeyimi alsınlar ama CoCo’yu yaşatsınlar istiyordum, sabırla beklemeye çalışıyordum, dayanamıyordum. Hala dayanamıyorum… En sonunda veteriner çıktı ve kurtulamadığını söyledi. Cümlelerin devamını dinleyemedim, dünyam yıkıldı…

Kiminiz iki ayda bir kediye nasıl bağlandın bu kadar diye düşünebilirsiniz. O bir yavru, tüm sorumluluğu bende, hayatını bana emanet etmiş, koşulsuz şartsız saf sevgi dolu bir canlı idi. Onun hayatı benim sorumluluğumdu, nasıl olurdu bu kadar sevdiğim canım kızım gözlerimin önünde can verirdi.

Klinik çalışanları beni ve Feruza ‘yı teselli etmeye çalıştılar, bizim yanımızda oldular, halimizden anlayıp bize destek olmaya çalıştılar. Biraz olsun kendimizi toparladıktan sonra kliniğe ayıp olmasın diye oradan çıkmak istedim. Veteriner hanım, biraz kendinize geldikten sonra vereyim size CoCo ‘yu dediğinde bir kez daha yıkıldım. Güzeller güzel, canım kızımın ölü bedeniyle yüz yüze gelmeliydim. Onu görmeye dayanamayacağımı, getirdiğimiz havluya iyice sararak bana vermelerini rica ettim. Bu sırada girişteki masalarına gidip, borcumun ne kadar olduğunu sordum. CoCo ‘yu hayata döndürmek için çeşitli şeyler yaptıklarını sorup öğrenmiştim. Masadaki bayan bir saniye tereddüt etmeksizin borcunuz yok dediğinde bir kez daha yüreğim patladı. Bu koca şehirde böyle insanlık görmeyeli uzun süre olmuştu. Acımızı bizimle birlikte gönülden paylaşmışlardı. Bir kez daha etilerde bulunan Boğaziçi Veteriner Kliniğine ve 15 kasım tarihinde görevde olan personeline teşekkür etmeyi borç bilirim. CoCo yu onlara getirdiğimizde malesefki kalbi zaten çoktan durmuştu, onlar yine de kendi çocukları gibi ellerinden geleni yaptılar…

Oradan çıktığımızda CoCo havlusuna sarılı halde bir kutunun içinde, hastaneye gitmek zorundaydık. Henüz kuduz aşısını olmamıştı, Feruza yı ısırdığı için aşı olması gerekiyordu. Bu işin de ardından sıra CoCo ‘yu gömmeye geldi, bütün bunların bir kabus olmasını uyanmayı diliyordum ama çektiğim acının gücü ve saatler gibi geçen dakikaların uzunluğu yüzünden her şeyin gerçek olduğunu da biliyordum.

Bahçemize geldik, mezarı kazdık. CoCo ‘yu havlusuyla birlikte aldım ellerime, dayadım göğsüme, her zaman onu tuttuğum şekilde. Onu o şekilde tuttuğumda mırlaya mırlaya hemen mayışır, uyurdu güzel kızım. Son sözlerimi söyledim ona, af diledim, ne kadar sevdiğimi söyledim, birtanem benim… Mezarına koymam gerekiyordu artık havlusunu açmaya, onu o şekilde görmeye korkuyordum ama öylece toprağa koymaya da içim el vermiyordu. Nefesimi tuttum ve açtım havlusunu, bana hala sıcak gibi geliyordu vücudu ancak sertleşmişti. O şekilde elimde durmasına, öyle hatırlamaya korkmuş olsam gerek, hızlıca mezarına koyma ihtiyacı hissettim. Mezarına koyduğumda, yüzü gülüyor, huzurlu bir şekilde yatıyordu güzel kızım. Sevdim onu orada, okşadım yanaklarını, onun sevdiği gibi. Huzurla uyu canım kızım dedim, duymayı sevdiği tüm güzel sözleri söyledim, bir kez daha veda ettim canıma. Kapattık mezarını… Bu konuda çok huzur buldum, onu güzel bir yerde, rahatça, seve seve, sevdiğini sözlerle uğurladığım, huzurlu bir uykuya uğurladığım için iyi hissediyorum kendimi. Güzel kızımın hayatta en çok sevdiği iki kişiden biri bendim, ikiside başındayı. Ben ona ne zaman dokunsam mırlamaya başlardı. Onu seve seve yatırdım, uyuttum, canım kızım…

Eve gitmeye her ne kadar çekinsem de, bu acıyla ayakta kalabileceğim sürenin sınırlı olduğunu hissettiğimden hemen döndük. Bundan sonraki acılarımızı zorluklarımızı bu yazıda paylaşmayacağım ama bir kaç paylaşmak istediğim şey ve kendime hatırlatmak istediklerim var.

Meğerse CoCo , son derece zayıf ve güçsüzmüş, bunu şimdi anlıyoruz. Bunu bize, veterinerlerimiz dahil kimse söylemedi. Yaşamış olduğu nefes zorluğu gelişimini etkiliyormuş anladığımız kadarıyla. Zaten yaşasaydı o hafta röntgene girecekti, keşke bizi daha erken yönlendirselerdi, müsade etmezdik bu olaya… Kedi, ölüm ve banyo kelimeleri daha internette bir kere bir araya gelmemiş, veterinerler bile bu olayın çok ekstrem olduğunu, kendileri bile yıkasaydı başlarına gelebilecek olduğunu söylüyor. Canım kızım o kadar güçsüzmüş ki, suyun heyecanına dayanamamış gibi gözüküyor. Onu sıkmadığımıza veya ağzına burnuna su kaçırmadığımıza eminiz, başka bir açıklama kalmıyor.

CoCo ‘nun ölümü bizim elimizden olmuş gibi geliyor, onu banyoya sokmasaydık, daha yavaş olsaydık, 15-20 saniye sakinleşmesine müsade etseydik ya da Feruza ‘nın parmağını ısırdığında parmağına ne oldu diye 15-20 saniye dikkatimiz dağılmasaydı vs yaşayabilecekti diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Öte yandan öğrendiğimize göre yavruların büyük bir kısmı çeşitli hastalıklarla 6 aya gelmeden hayata elveda ediyormuş. Şimdi anlıyoruz ki bizim yavrumuzda şansız doğanlardan ancak bunu bilebilseydik, buna göre önlemler alır, gereken herşeyi yapar onu daha iyi ederdik diye düşünüyoruz. Tabii ki bilemeyiz, yine de hayatına en ufak bir şey ile kaybedilirdi. Ne olursa olsun, duşa onu bizim sokmamız, ve bunun neticesinde hayata veda etmesi, ölümüne bizim sebep olduğumuzu hissettiyor, neticede öyle de. Diğer tüm ‘ama’lar bir kenara, gerçek bu. Tabii ki böyle bir ihtimal bile olabileceğini bilsek, buna müsade etmezdik. Bu acıya dayanamıyorum işte, da-ya-na-mı-yo-rum… Nefes yetmezliğinden hayatını kaybetti kızımız, son nefesini de gözlerimin önünde verdi, izledim ve anlayamadım, tahmin bile edemezdim. Bu anlar gözlerimin önünden gitmeyecek. Gitmesin de, onu herşeyiyle hatırlamak istiyorum.

Güzel kızımın yanıma yavaş yavaş gelip yeter oturup kafasını kaldırıp uzun uzun bana bakmasını, elimi alır almaz mayışıp mırlaya mırlaya uyumasını, parmağımı yakalamaya çalışırken kulaklarını indirip dünyanın en tatlı tavşanı gibi olmasını, çok sevdiği beyaz şalının üzerine ne zaman koysak ona masaj yapar gibi patileriyle ileri geri yapıp mırlasını, pencere kenarını oturup dışarıya seyretmesini, kucağımda uymasını, macbook umla arama girip orada uyumasını, ekranda yaptıklarımı seyretmesini, boynun hep uzatıp bir yerlere dayayarak yatmasını, evinde yatarken uzaktan beni görür görmez mırlamasını, beni her zaman gözleriyle takip etmesini, ıslak mamayı ne kadar sevdiğini, gün boyunca beni görmediğinde akşam beni karşılamasını, geceleri bile beni özlemesini ve fırsat yakaladığında uykudan kalkıp hemen yanıma gelip mırlamasını, Feruza nın kollarında kucağında uyumasını, koltukta oturduğumda hep yanımıza gelip usluca yatması ya da oynamasını, yemek yerken meraktan gelip sana değil kızım dediğimizde usluca oturmasını, ben uyurken koynuma girip mırlaya mırlaya uyumasını, tuvaletini yapışını, ben yaparaken istisnasız her zaman pantolonumla oynamasını, çalışırken ofis masalarında gezmesini ve kağıtlarla oynamasını, topuyla oynayışını, Feruza ile oynayıp onu güldürmesini, asilliğini, usluluğunu, güzelliğini, oyunculuğunu ve sevgisini asla ama asla unutmayacağım. Daha hatırlayacağım çok şeyi var, şuan bunlar gücüm yetti, benim canım, güzel kızım…

Neler yazmak niyetiyle başladım bu yazıya, neler yazdım pek farkında değilim, burada durmam gerekecek, pek iyi değilim, sonra devam edeceğim.

15 kasımda kaybettim CoCo ‘mu.

Seni çok seviyorum, güzeller güzeli, canım, uslu kızım… Beni affet… Seni çok seviyorum…